Arasıra düşmüyor değil aklıma
Yabancı kadınların sıcaklığı
Ama Allah bilir ya, ne saklayayım
Yanında ihtiyarlamak istiyorum..
- Dark Chariot
Dark Chariot
by Peer Raben
Kendimi kötü hissettiğimde bana sarılman gerekebilir. Öyle çok değil iki dakika yeter.
Eğer ağlarsam o anda duymam gereken sözcükleri sıralamalısın.
Bazen “Beni seviyor musun?” diye sorabilirim. Nerden çıktı bu şimdi deme. Biraz elimi tut kafi.
Çok kızıp bağırırsam, karşılık verme, içimdekileri kusup rahatlamam lazım. Peşi sıra “Neden susuyorsun?” diyebilirim, korkma seni seviyorum.
Düşecek gibi olduğumda, omzunu yakınımda tut. Tek omuzla yıllarca dayanabiliyorum.
Gülmeye ihtiyacım olduğunda beni güldür diyemem. Belki sen yine de denersin.
En güzel şarkıları benim için, sadece benim için dinle. Belki ben de severim.
Eğer günün birinde başka bir kadın için beni terkedersen lütfen benden güzel olsun. Lütfen.
Şimdi beni sevebilirsin.
- Birsen Tezer - Istanbul
Birsen Tezer - Istanbul

uzun yolculuklara çıkmalıydık seninle. hiç içmediğimiz kadar soğuk biralar içmeliydik. dünyanın en aylak insanları olmalıydık. yemediğimiz yemeklerden yemeliydik. hiç bilmediğimiz müzikler dinlemeliydik. tanımadığımız insanların masasına misafir olmalıydık. bilmediğimiz dillerde konuşmalıydık. bilmediğimiz dillerin kitaplarını okumalıydık.
sarhoş olmalıydık. sonra çok sarhoş olmalıydık. sonra daha çok.
sokaklara çıkıp şarkı söylemeli,bağırmalıydık. “seviyorum işte,var mı diyeceğin!”
unutmalıydık belki. bir çok şeyi. belki her şeyi. zaman kaybolmalıydı. saatler karışmalı,mevsimler önemini yitirmeliydi. hatta her şey karışmalıydı. terin karışmalıydı mesela tenime. hatta saçlarım saçlarına,en olmadı parmaklarına.
sevişmeliydik.
sonunu düşünmeden hareket etmeliydik seninle. şuursuzca öpüşmeliydik mesela sokak ortasında. ayıplamalılardı bizi sevgilim,hatta bırakmalıydık,kıskanmalıydılar. öldüresiye sevmeliydik. ne halimiz varsa görmeliydik.
göremedik.
sevemedik.
yapabilseydik sevgilim…
ne olursak olsaydık da vazgeçmeseydik ‘biz’ olmaktan mesela. ayrılmasaydık oradan. bir ömür burnum boynunda yaşasaydık.
ne olurdu sanki biz hiç ayrılmasaydık.
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de.
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun?
(Source: the-living-dead-blog)
(Source: yanimdaolsaydin)
Ama öyledir, yıkım ve ayrılık birdenbire gelir. Daha bir saniye öncesine kadar her şey düzenindeyken, düzen tıkır tıkır işlerken, çöker gider; acı, görkemini kuruverir.
Ölümün olmadığı, araya girmediği ayrılıklar da acıdır ve ayrılık, her zaman tıpkı ölüm gibidir.
Geri dönülemeyecek. Her şey bittikten sonra…
Bir gün yollar ayrılır, insan son defa konuştuklarını, birbirlerini son defa gördüklerini bilmez. Ondan sonraki buluşmalar birer yabancılıktır. Buluşmalar sonra karşılaşmalar olup çıkar. Sonra her şey seyrelir. Anıların sızısı arada bir yüreği yoklar, ama sadece arada bir. Bazan bir mekan, bir fotoğraf, bazan küçücük bir eşya; yolda, caddede, onca kalabalık, onca taşıt, uzaktan görürsünüz, eşya, görüntü, mekan hepsi dirilir, ama nasıl da yabancılıktır, nasıl da geçip gitmişlik!
- Bu Su Hiç Durmaz
Bu Su Hiç Durmaz
by Bülent Ortaçgil
yokluğunda uzunca seyahatlere çıkıyorum sen döndüğünde sana anlatacağım şeyler olabilsin diye. bir de kenara not alıyorum rüyalarımı, eskiden olduğu gibi uyanır uyanmaz sana anlatamıyorum belki ama sana not alıyorum. ve biliyorum, bir gün baştan sona anlatacağım hepsini. bazılarını kıskanacaksın, belki bazen kızacaksın, belki çok gülecek hatta deli gibi dalga geçeceksin! belki de “eşkıyasın sen sevgilim! eşkıya mısın başıma sen?” diyeceksin. yine. hep olduğu gibi. ben mi? işte ben o zaman hayatımın en güzel gülüşünü vereceğim sana. en kocaman kahkaha! “yaa,değilim eşkıya falan!”
inanmayacaksın tabii. sana bir sır vereyim mi,aslında ben bir eşkıyayım sevgilim!
biliyor musun ben dün özledim. ama öyle değil. kabus gördüğüm zaman beni yatıştırmanı özledim. kabus gördüm sevgilim. içimi rahatlatmanı özledim.
“geçti hayatım” derdin. “kabus işte.”
ve çok tuhaf gelecek belki ama biliyor musun, sen öyle deyince geçerdi. hani nasıl minik bir çocuğun bir yeri ‘uf’ olduğunda annesi öper de geçer ya,heh,aynen öyle geçiyordu işte.
sen öyle deyince geçmeyen hiçbir şey yoktu. ne kadar hasta olursam olayım mesela ya da ne kadar ağlarsam ağlayayım sen geçti deyince geçerdi.
senden sonra bir sürü sana anlatmalıklı rüya gördüm, hiçbirini anlatamadım yalnız birini yazmıştım. sonrasında bir sürü rüyalar gördüm,kabuslar hatta karabasanlar.
bir kere daha olmuştu o zaman da “karabasandır o” demiştin. ben de sen onu söyledikten sonra anladım bazı kabuslarımın aslında karabasan olduğunu.
işte belki bunları unutabilmek için, belki içimdeki aptal hislerden kurtulabilmek için,durduğum yerde durdukça kendimi daha beter hissettiğim için gidiyorum. hep.
birkaç iyi müzik duyabilmek için saatlerce süren otobüs yolculukları çekiyorum ve hiçbirinin sonunda,yolun bittiği o yerde sen olmuyorsun.
gittiğim şehirlerde bilmediğim sokaklara dalıyorum. tanımadığım insanlarla konuşuyorum. sorular sorup cevaplarını dinlemeden kalkıp gidiyorum. onlara iyi davranmıyorum. bir sürü kalp kırıyorum ve bir zaman sonra bu acımasızca bir keyif vermeye başlıyor. söyledim ya,ben aslında bir eşkıyayım sevgilim.
sonra bazen bir kahve alıp oradan oraya salak gibi yürüyorum. bir ağaç görüyorum bazen,kafamı kaldırıp uzun uzun bakıyorum. “erik mi bu?”
sonra ne oluyor biliyor musun,beyaz duvarlı bir otel odasında “bakayım,erikmiş bu. ama asıl erik buradaymış! bak bir bak,sevgilim!” dediğin şımarık bir rüya görüyorum. işte böyle,uzun zaman sonra sana ilk defa bir rüyamı anlatıyorum.
şimdi gelip geçti desen ya sevgilim. gelip “geçti sevgilim,saçma sapan bir şeydi işte. kabusmuş hatta. ama geçti.” desen ya.
bir ağaç görsek birlikte,ben sorsam bütün cahilliğimle; “erik mi bu?”
“asıl erik buradaymış!”
bütün bildiklerimi unutturup baştan öğretsen. bir rüyaya benzese bu,ama hiç bitmese. bu rüya hiç geçmese.
uzun araba yolculuklarına çıksak mesela seninle. günlerce süren seyahatlerimiz olsa ani kararlarla başlayan. bir de güzel müziğimiz olsa,soğuk bira. olmaz mı sevgilim?
geçti desene bir, bir şey deneyeceğim.